Seyahat
Edinburgh'da 3 Gün
Britanya'nın Masalsı Şehri
ko.mpetan·7 dk okuma
Edinburgh, bir şehirden çok gotik bir romanın içine düşmüş gibi hissettiriyor insanı. Kayalık bir tepenin üzerine kurulmuş kalesi, dumanla kararmış taş binaları ve her köşesinde bir efsane barındıran sokaklarıyla Britanya'nın en sinematik şehirlerinden biri. 3 gün boyunca Old Town'ın dar sokaklarından New Town'ın geniş bulvarlarına, Water of Leith kıyısındaki sessiz köyünden şehrin en gösterişli barlarına kadar dolaştık.
01
Edinburgh Kalesi
Şehrin her köşesinden görünen, sönmüş bir volkanın kayalık tepesine kurulmuş simge yapı. İçeri girmeden sadece dışarıdan bakmak bile nefes kesici, ama gerçekten görmek istiyorsanız aşağıda ayrıca bir uyarımız var.
02
Greyfriars Bobby
Old Town'ın en duygusal duraklarından biri. Candlemaker Row ile George IV Bridge'in kesiştiği köşedeki bu küçük bronz heykel, sahibi öldükten sonra 14 yıl boyunca mezarının başından ayrılmayan bir Skye Terrier'i, Bobby'yi anıyor. 1873'te dikilen bu çeşme İskoçya'nın en küçük tescilli yapılarından biri — ama hikayesi şehrin en büyüklerinden.
03
The Milkman
Cockburn Street'in eğimli virajında, eski bir şekerci dükkanının içinde açılmış bu küçük kahveci Edinburgh'un en fotogenik köşelerinden biri. Pencere kenarındaki banklarda oturup sokağı izlemek başlı başına bir Old Town deneyimi — sadece altı kişilik yer olduğu için erken saatte uğramak lazım.
04
St Mary's Episcopal Cathedral
West End'de, turist akışının biraz dışında kalan bu katedral Britanya'da üç kuleye sahip sadece üç kiliseden biri. Ana kule 90 metreyle Edinburgh'un en yüksek yapısı; biz batı cephesindeki gül pencereyi ve "Barbara" ile "Mary" adlı ikiz kuleleri çerçeveledik. İçerideki vitraylar da gün ışığıyla ayrı bir gösteri sunuyor.
05
Bank of Scotland Genel Merkezi
The Mound'un tepesinde, yeşil kubbesi ve üzerindeki Nike heykeliyle şehir silüetine damga vuran bina. Princes Street Gardens'ın çiçekli yamaçlarından bakınca özellikle etkileyici — 1806'da inşa edilmiş, bugün hâlâ bankanın mülkiyetinde ve bodrumunda küçük bir para müzesi barındırıyor.
06
Dean Village
Şehir merkezine yürüme mesafesinde ama bambaşka bir dünya. 800 yıl boyunca değirmen köyü olarak kullanılan Dean Village, Water of Leith'in kıyısında masalsı bir sessizliğe bürünüyor. Kadrajın solundaki kırmızı kumtaşı bina Well Court — 1880'lerde işçi konutu olarak inşa edilmiş, saat kulesi ve konik kuleleriyle köyün en fotogenik yapısı.
07
İskoç Ulusal Modern Sanat Galerisi
Dean Village'dan Water of Leith yürüyüş yolunu takip edince Modern One'a çıkıyorsunuz. Neoklasik cephenin üzerinde Martin Creed'in ikonik neon eseri "Everything Is Going To Be Alright" parlıyor; önündeki çimenlikte ise Henry Moore heykeli duruyor. Giriş ücretsiz, ama sadece dışarıdan bakmak bile başlı başına bir sanat molası.
08
Waterstones — Café W
Princes Street'teki bu kitabevi, eski Jenners mağazasının binasında yer alıyor ve üst kattaki Café W, şehrin en iyi kale manzaralarından birini sunuyor. Bir kahve alıp cam kenarına oturmak için sabah erken saatler öneriliyor — pencere kenarı koltuklar hızla doluyor. Hem kütüphane hem kafe konsepti, yağmurlu bir Edinburgh öğleden sonrasını geçirmenin en keyifli yollarından biri.
09
The Dome
Günü kapatmak için George Street'teki The Dome'dan daha iyi bir yer zor bulunur. 1840'larda Commercial Bank of Scotland için inşa edilen bina, devasa camlı kubbesi, Korint sütunları ve mozaik zeminiyle Edinburgh'un en gösterişli iç mekanlarından biri. Bar ortada, masalar çevresinde — sırf mimariyi görmek için bile uğramaya değer.